12 Şubat 2014 Çarşamba

Perfect Circle...




Perfect Circle, Ademir Kenovic isimli Boşnak bir yönetmene ait 1996 yapımı bir savaş filmi. Benim filmle karşılaşmam 5 ekim 2002 günü bir TV kanalında rastlamamla oldu. Film benim savaş üzerine izlediğim en gerçekçi ve en sarsıcı filmlerden biridir. Bir başka filmi de daha sonra yazacağım. Ki o daha popüler batılı bir yönetmen ve oyuncularla yine Bosna savaşı üzerine yapılmış olağanüstü şaşırtıcı bir savaş filmidir.

        Filmin başrollerinde Boşnak, alkolik bir şair, biri sağır iki kimsesiz küçük çocuk ve bir köpek vardır. Filmden aklımda kalan en etkileyici sahnelerden biri; daha filmin başlarında bir keskin nişancının - sniper - bir köpeği hedeflemesi ve vurmasıydı. Şaşkın bir halde ekrana bakakalmışken ben, keskin nişancı saklandığı tepeden uzakta, şehirde, viran bir caddede koşuşturan diğer canlı ve insanları birer birer hedefleyip vurdu. Arkasından kamera köpeğe doğru koşan iki küçük çocuğu gösterdi. Bunlar Edis isimli küçük Boşnak çocukla sağır ağabeyi Kerim'di.



        Hamza, Hırvat eşi ve kızını ülkeden uzaklaşan trene bindirdikten sonra şehirde yapayalnız kalır. Onlarla gidemez çünkü müslümanların ülkeden çıkışı yasaktır. Edis ve Kerim'le  yollarının kesişmesi ise atılan bombalarla bomboş bir viraneye dönen evine döndüğünde olur. Onları ve zavallı köpeği sahiplenmek zorunda kalır.

        Birlikte zavallı sakat köpeğin arka ayaklarına sığınakta tekerlek yaparlar. Korkunç bir savaşın içinde olmalarına rağmen çocukların oyun oynamaları, gülmeleri, neşeli koşuşturmaları aklımdan çıkmayan sahnelerdir. Arka ayaklarındaki tekerlek sayesinde tekrar yürümeye hatta koşmaya başlayan köpek mutluluk kaynağı olur hepsi için. Ama ne Hamza ne küçük Edis ve ağabeyi ve hatta sakat köpek bile savaştan ve ölümden kaçabilecek kadar uzaklaşamıyorlar.

        Elbette filmin en başından beri bunu bilerek seyrediyorsun. Ama sonuna dek hep bir umutla yine. Bunun bir kurgu olduğuna, böyle savaşların gerçek değil "film icabı" olduğuna inanmak istiyorsun, ama boşuna. Filmde hiç bir duygu sömürüsü olmaması, vahşet görüntüleri yaratılmaması, abartılı repliklerin ve sahnelerin olmayışı gerçekliğini artırmıştı. Sanki o sırada bir gazeteci elinde kamerayla kayıt yapmış gibiydi çekimler.
     
        Kişisel olarak en çok canımı yakan şey, film bitince televizyonu kapatıp olağan bir şekilde kendi hayatıma dönmüş olmamdır. Bu durumda yönetmen amacına ulaşamamış mı oldu diye düşündüm. Yoksa tıpkı filmdeki gibi ben de yıkıntıların ve cesetlerin arasında saklambaç oynayan  o çocuklar gibi miydim.


Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.