14 Ağustos 2014 Perşembe

Dünyanın Bütün "Güzel" Kadınları-1

Oldum olası biyografilere düşkünüm. Sevdiğim ve ilgilendiğim insanların ne yaptıkları kadar onu nasıl yaptıklarıyla da ilgilenmişimdir hep. Yaşadıkları yaptıklarını ne kadar etkilemiştir? Bunu ona yaptıran ya da söyleten nedir bulmak isterim. Bu yazıda bu "sevdiğim" insanlardan bazılarını, "güzel" kadınları yazmak istedim.


Sözgelimi Afife Jale'nin çok zor bir hayatı olmuş. Önce ailesiyle ve zor bir toplumla sonra da uyuşturucuyla mücadele etmiş kısacık yaşamında. Oyunculuğa gönül vermesi hayatındaki bir çok sorunun başlangıcı olmuş. Önce ailesi evlatlıktan reddetmiş, ve terketmiş. Sonra da müslüman olduğu halde sahneye çıktığı için mahkemeye verilmiş, yargılanmış. Toplum tarafından aşağılanmış, yalnızlaştırılmış. Uğrunda her şeyi gözden çıkardığı tiyatrodan da uzaklaştırılmış. Bu mücadelede onlar bile yanında olmamışlar. Bu nasıl bir hıyanetse dünyanın bütün "güzel kadın"ları bu dertten muzdariptir işte.

Fikrini söyleyebilme cesaretini gösterebilen, kendi hayatı hakkında kendisi karar veren kadın sevilmiyor. Bu erkeklere bahşedilmiş gibi davranılıyor. Ve böyle bir kadın bilsin ki annesi bile karşısındadır, değil ki toplum ve erkekler... Belki de en çok da bu "öteki kadın"lar yıkıcı darbeleri indiriyorlar bu cesur kadınlara.

Afife Jale'nin çok sevdiği eşi Selahattin Pınar, O'nu çok sevmiş ama sıkıca tutamamış elinden anladığım kadarıyla. Sonunda öylece kayıp gitmiş bir bilinmeze. Onun kararlılığı ve özgür ruhu ile biçimlendirdiği hayatı, tek başına zaten ilham veren bir sanat eseri bence. Sonu hüsran da olsa; bu hayat, büyük bir cümledir zamana kaydedilmiş.


Ya da bir diğer "güzel kadın"; Marilyn Monroe. Onun o güzel yüzündeki hüznün gerçek nedeni çocukluğunda yaşadığı travmalar olabilir mi? Ailesinin ilgi ve sevgisinin eksikliğini erkeklerin ilgisiyle tamamlamaya çalışmış gibi sanki. Giyim tarzı, duruşu, çoğu fotograflarındaki aşırı kadınsı halleri... Sanki etrafındakilere "sevin beni, çok sevin beni" diye bağıran bir tarz bu. Buram buram bir aşırılık, sağlıklı bir bünyeden çıkmaz zaten. Bebekken yeterince kucaklanmayan, öpülmeyen, sevilmeyen çocukların bu travmayı asla atlatamadıklarını okumuştum bir yerde.

Arthur Miller, Monroe'nun hayatından çokça esinlendiği senaryosuyla "Uygunsuzlar" filminde ona şöyle söyletir. "Maalesef beni hiç babam dövmedi, hep başkaları dövdü"  Bu can yakıcı repliği yazan Arthur Miller'ın Marilyn'i en iyi anlayan adam olduğunu düşünüyorum. Fakat ünlü bir yazar olmanın egosu bir kadını anlamaya yetse de onu kucaklamasına engel olmuş belli ki. Zaten bu filmden kısa süre sonra ayrılmışlar. Ölümünden sonra da cesedini ilk kocasına teslim etmişler mesela. Çok anlamlı bence.

Marilyn için kararlı bir kişilik diyebilir miyim emin değilim ama özgür ruhlu güzel bir çocuk denebilir sanıyorum. O da bu türlü pek çok kadın gibi hiç büyümemiş. Oradan oraya savrulmuş, üzerine atılan taşlarla mücadele etmiş hep. Ama kendince yaşamaktan asla vazgeçmemiş.


Güzelliği aşırıdozda öne çıkarıldığı için çoğu insan bir aktrist olarak O'nu hafife alır. Oysa yeteneğiyle çağdaşı bir çok oyuncunun içinde bence parlayan bir yıldızdır. Şahsen en sevdiğim filmlerinden biri olan "Lets Make Love" daki performansı inanılmaz. Onun olduğu bir sahnede başka birşeye odaklanamıyorsunuz. Şüphesiz rol arkadaşı Yves Montand'la kimyalarının tutmuş olması farkedilmeyecek gibi değil. Montand gerçekte de Marilyn'e aşık olmuştur. Hemen her filminde birlikte oynadığı oyuncuların ona aşık olduğu söylenir. Hiç şaşırtıcı bulmadım:)

Onda güzel olmanın ötesinde bir şey var; bence muhteşem.

Bu filmde söylediği şarkı için (my heart belongs do daddy) playback yaptığını düşünmüştüm ilk izlediğimde. Şaşırtıcı olan sadece şarkı söylemiyor olması. Sanki müziği görselleştirmişti. Vurguları, dansı, mimikleri... tek kelimeyle harika. Oysa bugün çok az kişi onu bir şarkıcı olarak kabul eder. Ama ben bu şarkıyı ne zaman dinlesem asla onun gibi yorumlayabilecek birinin daha bulunamayacağını düşünürüm. Ne zaman canım sıkılsa oturur ya bu filmini ya da bir Billy Wilder şaheseri olan "Bazıları Sıcak Sever" i tekrar izlerim. Eminim şu iki filmin samimiyeti bana olduğu gibi herkese de iyi gelir.





Marilyn çok okuyan biridir. Şaşırtıcı değil mi? Benim için değil aslında. Hiç bir başarı rastlantısal değildir bence. Bir insanın bu kadar çok yönlü ve yetenekli olabilmesi için çok zeki ve donanımlı olması da gerekir zaten. Baktığı şeyi görebilen bir göz sıradan olamaz.

Marilyn bir röportajında gazetecilere der ki; "Benim derdim para kazanmak değil ki ben sadece muhteşem olmaya çalışıyorum"

Bence zaten öyleymiş, farketmesine izin vermemişler.






Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.