3 Mart 2014 Pazartesi

HASAN TAHSİN


Yıl 1919. İzmir. Hasan Tahsin henüz çok genç bir gazetecidir. Ülkenin günden güne işgal edilmesine karşı ne hükümetin ne de halkın gereken tepkiyi vermediğini görüp üzülmektedir. Yazılarıyla halkı uyarmaya çalışması sonuç vermiyor gibidir. Öfkeli ve çaresizdir.

15 mayıs sabahı, İzmir sahilini kaplayan Yunan gemilerini görünce kahrolur. Ancak yerli Rumların ihanetini, işgalci Yunan askerlerini limanda coşkulu tezahüratlarla karşıladıklarını görmek onu adeta yıkar. Ellerinde Yunan bayraklarıyla çoluk çocuk kordonu dolduran Rum komşularının ihaneti dayanılacak gibi değildir.



Tek başınadır Hasan Tahsin. Ama yine de "Ben kimim ki bu binlerce hainin karşısında" diye düşünmez. Hemen limana iner. Cebinde taşıdığı tabancayla tek başına kalabalığa dalar. Bir kaç Yunan askerini vurur. Fakat elbette tüfek ve süngü darbeleriyle parça parça edilir hainler tarafından. Saatlerce yollarda sürüklenir dal gibi cansız bedeni. O güzelim İzmir ve o canım Kordonboyu'nun dili olsa da anlatsa şimdi o günkü vahşeti.

Hasan Tahsin o gün kendi adına hiç bir şey planlamadı bunu yaparken. Kahraman olmak değildi niyeti. Arkamdan elbet birileri çıkacaktır umudu içindeydi sadece. Göze almıştı ölümü, elbette biliyordu linç edilip parça parça edileceğini. O sadece onurlu bir insanın yapması gerekeni yaptı.

Ama Hasan Tahsin, o gün ölümsüz olacağını bilmiyordu. Yaptığı şeyin, ezilen, aşağılanan, isimsiz, sahipsiz bir halkın direnişine ilk kıvılcım olacağını bilmiyordu.

Aynı gün, güçlükle toplatılmış emektar bir vapurla Mustafa Kemal İstanbul'dan ayrıldı.
Sonrasını biliyorsunuz...19 mayıs 1919

Ve şimdi bu olaylardan 100 yıl sonra aynı noktadayız. Emperyalizm hiç vazgeçmez. Farklı planlarla, farklı oyuncularla hep aynı sonuca odaklanmıştır. Parçalayıp hükmetmek. Plan herkesçe malum artık.

Ama herkes adeta Samsun'a çıkacak birini bekliyor sessizce. Hiçbir şeye müdahale etmeden, sesini çıkarmadan, "belaya bulaşmadan" olanları izliyor. "Başımızdaki büyükler bilir, ben bilmem" diyerek düşünmekten, sorgulamaktan, fikrini söylemekten vazgeçmiş bir milletiz.

Her gün gelen şehit haberlerini hava durumunu izler gibi izliyoruz. Ne olmasını bekliyoruz acaba? Yunan askeri yine İzmir'e mi girmeli bu duruma tepki vermemiz için.

Bizim insanlarımızdaki bu "müzmin izleyici" olma durumundan daha tehlikelisi var mıdır merak ediyorum. Televizyonda dizi izleriz, filim izleriz, reklamları izleriz, haberleri de aynı şekilde izleriz, dışarı çıkar manzarayı da işte öyle izleriz. Her şey gözlerimizin önünden akar gider.

Bu bizim genlerimize mi yerleşmiş acaba diye korkuyorum.Teslimiyetçilik, nemelazımcılık ve biat kültürü bizde bir Osmanlı geleneği, dahası İslamiyetin sonucu sanıyorum.

Din adına, Allah adıyla ne kepazelikler yapıldı son dönemde bu ülkede kimseden tepki gelmiyor. Korkaktır bizim insanımız. Otoriteden korkar Allahtan korkar gibi. Allah adına dedin mi, sorgulamadan en sevdiğini bile teslim eder eliyle...

Belki de bu yüzden -Yılmaz Özdil'in de dediği gibi- bizden başka millet yok, ulusal marşı "Korkma" diye başlayan.

"Alışkanlıklarınıza dikkat edin birgün karakteriniz olur" demiş Konfüçyüs. Bu topraklarda şu an yaşayan insanlara bakıp ürküyorum bu sözden.

Hasan Tahsin boşuna mı ölmüştür bilmiyorum...

Mayıs 2015

   


Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.