Filmin oyuncularının da en az senaryo ve replikler gibi dikkatle seçilmiş olduğunu düşündüm. Devin Özgür Çınar az sayıda ama nitelikli yapımlarda izlediğim iyi bir oyuncudur. Yan rollerdeki oyuncuların da çok başarılı olduğu aşikar.
Tam bir kadın filmi diyebilirim. Çünkü Türk sinemasında bugüne dek aynı konuyu defalarca izledim. Ama bu kez farklı bir bakış açısı ile anlatılmış konu. Daha filmin yönetmeni ve senaristinin kim olduğunu bilmeden onun bir kadın olduğunu anlıyor insan. Bu sevindirici ve yeni bir şey. Keşke kadınlar daha çok sanat yapsalar diyorsunuz. Erkek egemen bir toplumda yaşadığınızı daha iyi anlıyorsunuz.
Bir çok yönetmenden benzer temalı filmler seyrettim yıllarca. Türk filmleri bu konuyu pek sever. Kadın ya iyidir ya kötüdür bu filmlerde. İyiyse erkeğin eşidir, kötüyse sevgilisidir. Ama nihayet seksenlerde bazı yönetmenler daha hümanist yaklaşabildi konuya. Bu yönetmenlerden biri, Atıf Yılmaz kadın üzerine çok sayıda nitelikli film yapmış. "Kadının Adı Yok" çok ses getirmiş bir filmdi söylemezsem olmaz, ama yine de filmlerindeki kadın, erkek gözüyle gösterilmiştir. Çok güzeldir, çok fettandır, çok dominanttır, meslek sahibidir, güçlüdür. Ve mutlaka vücudu sergilenir, yine de bir objedir yani. Nihayetinde yönetmen de bir erkektir. Oysa Vitrinel bu filminde kadını bir obje olarak kullanmamış. Bir tek kare kadın çıplaklığı ve nesnelliği yoktu filmde. Kadın çıplaklığı eşit verilmiş erkek görselliğiyle.
"öteki kadın" rolündeki kadın hep ayartan, akılçelen, erkeği eşinden ayıran, ilişkide ısrar eden, erkeğin evliliğinin sonu olan kötücül karakter olarak sunulur bu tür filmlerde. Asıl suçlu kadındır hep, sonu kötüyse hikayenin. Genellikle de öyledir zaten. Öteki kadın hep kaybeder. Ben hiç bir filmde bir şey kazandığını görmedim. Kazansa da o kazandığı "birşey" zaten onun da olmaz hiç. Erkekler nedense aklı oraya buraya kayıveren masum oğlan çocukları gibi gösterilir filmlerde. Onlar hep suçsuzdurlar.
Bir toplumu yönlendirdi bu filmler yıllarca. Önyargılar oluşturdu. Şimdi bu önyargılarla mücadele eden yine kadın yönetmenler olacak ne yazık ki.
Geriye kalan'da öteki kadın rolündeki Devin Özgür Çınar, ilişkinin anlamsız ve sıradan olduğunu anladığı anda yanlıştan dönmek istiyor. Ama ayrılmak istediği anda beklenmedik bir şiddete maruz kalıyor. Erkek aslında sadece kadınlığıyla ilgili, kendi varlığına karşı ilgisizdir. Kahvaltı sahnesi bunu anlatmakta çok başarılıydı. Aynı erkek eşine karşı da aynı tavırdadır aslında. Bu bir genelleme olarak verilir filmde. Katılmamak elde değil, ama erkeğin ağzından bir kaç cümle belki bu şaşırtıcı şiddete anlam vermemize yardım ederdi. Kadına bu türlü şiddet bizim gerçek hayatta da en önemli toplumsal sorunumuz şu sıralarda. Tam da aynı nedenden şiddete maruz kalan binlerce kadın var bu ülkede.
Evli kadının evindeki pahalı mobilyalar, aşırı düzen, detaylı titizlik ve steril ortam tam da onu anlatır gibidir. Öteki kadın'ın evi ise "sevilmeyen ev" olma halinin bütün karabasan loşluğundadır. Herşey kırık dökük ve eskidir. Filmin dekorları karakterleri ve içinde bulundukları durumu yansıtmakta çok başarılıydı.
Filmin sürprizi, eş durumundaki "aldatılan" kadının finali belirlemesiydi. Filmin başından beri kurban rolünde ve zayıf olduğunu düşündüğünüz çaresiz eşin bu finali; aldatan kadının masumiyetine ciddi bir vurgu olmuş. Yönetmen bu türlü bir finalle seyirciye ters köşe yapmış adeta.
Bir ilk film olarak bir çok açıdan çok başarılı bulduğum filmin mesajlarının da çok önemli olduğunu düşünüyorum.
Hiç yorum yok :
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.