18 Ekim 2014 Cumartesi

ÇOK AĞLAYACAKSINIZ ÇOK :))


Pek Yakında” Russell Crowe un deyimiyle “hiç komik değil”:))
Yani bildiğimiz anlamda komik değil film, ironik. Şahsen en sevdiğim mizah tarzıdır ironi. Bu filmde de diğer çoğu CEMYILMAZ filminde olduğu gibi, insanı gülerken üzüm üzüm üzen birşeyler var. O şeyler bizim ülkemizin her karış toprağında, insanımızın bakışında, çocuklarımızın oyununda sanki hepimizin üstüne sinmiş çok bize özel bir şey. Neler olduklarını görmek için filmi izlemeniz gerek. 
Zafer (Cem Yılmaz) ayrı yaşadığı eşini tekrar kazanmak için suç dünyasından kendini sıyırıp, bir film yapmak üzere kolları sıvar. Eski bir yönetmen olan Ahben’in (Zafer Algöz) yıllanmış senaryosuyla işe koyulur. Ekibinde kimler yoktur ki, adeta evlere şenlik bir çete. 
Oyuncuların hepsi çok iyi. Şahsen Çağlar Çorumlu ve Zafer Algöz olmasa ekip çok eksik kalırmış diye düşündüm. Bu arada Zerrin Tekindor küçücük bir rolde muhteşem bir karakter yaratmış. Onu izlemeye doyamadım desem yeridir.
Pek Yakında, “Eski Yeşilçam Filmlerinin Tadı Var” denir ya, işte o tadın tadını çıkarmak için yapılmış bir film. Bak dikkatinizi çekerim suyunu çıkarmak için değil:)  Çünkü filmde bir çok eski ve sevdiğimiz filme, yönetmene, oyuncuya gönderme yapılıyordu. Bu elbette yeni bir şey değil. Daha önce de pek çok kez yapıldı. Türk Sinemasının gelmiş geçmiş en kült filmlerinden birine -Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni/ YAVUZ TURGUL- gönderme yaparsanız ve hatta bir tür yeniden çevrimini yapıyorsanız modern bir yorumunu sunuyor olmanız gerekir izleyiciye. Tekrara düşerseniz “suyunu çıkarmış” olursunuz. Çok tehlikeli bir iş bence. Ama Cem Yılmaz bir tür saygı duruşu yapmak istemiş ve çok da iyi yapmış. Kimse bu işin altında kaldığını söylemesin.
Kendi filmlerinden karakterlerin de filmin bazı sahnelerinde ortaya çıkması sevimli bir detaydı. Doğrusu Altan izleyicinin sevdiği bir karakterdi, İskender de öyle oldu ve Zafer de çok farklı biri değil aslında. Ne diyelim; Cem Yılmaz “bu insanı” anlatmayı seviyor. Türk insanı da yıllardır sinemada “o insanı” seyretmeyi ve onunla özdeşleşmeyi sevdi. Dedim ya ironi bizim genlerimizde var. Tıpkı her filmin sonu mutlu bitsin istediğimiz gibi. 
Doğuluyuz biz, öyle çok da fazla realite sevmeyiz sinemada. Gerçek hayatımız yeterince serttir bizim, orada ağladığımızdan daha fazla ağlamadan çıkarsak bir filmden, film seyretmiş saymayız kendimizi.
O güzelim Adile Naşit‘in Sultan filminde Türkan Şoray‘a gülerek dediği gibi “Koş kız koş, çok güzel film gelmiş, yine çok ağlıycaz” 
PEK YAKINDA, bizim sahiden pek yakınımızda duran bir film olmuş. Mutlaka izleyin derim, “çok ağlıycaksınız” garanti ediyorum:))İyi seyirler dilerim...

2 Ekim 2014 Perşembe

BİRİ BANA ANLATSIN!

“Kurban Bayramı çocuğa nasıl anlatılır” diye bir konu açmış bir gazete. Sağolsunlar konunun uzmanı bir hekim de bulup tavsiyeleri sıralamışlar.
Aynı senin gibi korkuları, sevinçleri, hayalkırıklığı, neşesi, hüznü olan…
Aynı senin gibi uykusu gelen, kıvrılıp bir köşede uyuyan, gerinerek uyanan, karnı acıkan, küsen, ağlayan…
Gözlerinizin tam da içine sevgiyle bakan masum bir çift gözü olan, çocuğunuz kadar küçük, çaresiz ve güçsüz bir canlıyı, senin bayramındır diye keserek öldürmenin nesini anlatacaksın bir çocuğa.
Bana kimse anlatamamıştı mesela. Sonunda da "günahtır ağlama" deyip kestirip atmışlardı. Çocukluğumda kesilerek öldürülen her kurbanın gözleri vardır baktığım her hayvanın gözünde hala.
Nesi bayramdır bunun o da ayrı konu? Üstelik kimse kimseyle birşey paylaşmıyorken artık. Herkes kendi katliamını kendi evlerinde buzdolaplarıyla paylaşarak yaşamaktayken.
Kimse bana anlatmaya çalışmasın; sokaklarda, eli satırlı katilinden kaçmaya çalışan zavallı çaresiz bir hayvanın din adına kesileceğini.
Kimse bana anlatmaya kalkmasın kaçtığı için boynundan önce ayakları kesilen zavallı çaresizin din adına kesileceğini,
Kimse bana anlatmaya kalkmasın, kamyonun arkasında bağlanmış sırasını beklerken, kendinden bir önceki talihsizi seyrettiği için sarsıla sarsıla titreyen koskoca bir ineğin din adına kesileceğini,
Kimse bana anlatmaya kalkmasın toplumsal paylaşım, fakir fukara, İslam medeniyeti zırvalarını,
Kimse bana anlatmaya kalkmasın sokaklarda oluk oluk akan kanın nedenini,
SUSUN!
Her vahşet başka vahşetleri doğurur. Her uzlaşının, kabullenişin altında bir suç vardır.
Örneğin;
Kimse bana sormasın bizim ülkemizde herkes neden birbirini kesiyor diye, 
Sorsan "besmeleyle kestim ama" diyor kardeş katili bile...
Kimse bana sormasın çocuğa, kadına, kediye, köpeğe bunca şiddet neden çığrından çıktı diye,
Daha çocukken bu vahşeti görmeye alıştırıldığımız, inandırıldığımız, koşullandığımız, uzlaştırıldığımız için olmasın. 
Herkes birbirini besmeleyle keser oldu bu ülkede.
Neden acaba?