29 Nisan 2014 Salı

BİZ BU AİLEDEN KURTARILMAMIŞ MIYDIK?


Hakan Çelik CNNTürk'te haftasonları sabah programı yapar. Bir programında "bir sultan'ı ağırladı" kendi deyimiyle. Aman ne heyecan, ne sevinç. Neredeyse ağlayacak bir prenses bulduğuna. Öyle ki; sunucudan aldığı cüretle "Prenses değil, bana sultan demenizi tercih ederim" bile diyebildi kadın.

Beylerbeyi sarayı'nda düğün yapmaları için devlet tahsisat yapmış, önce onu anlattı.

Kadının adı Nilhan Osmanoğlu. Abdülhamit'in torunu olduğunu özellikle vurguluyor. Vahdettin'in değil yani dikkatinizi çekerim. Ama finalde müjdeyi yumurtluyor ki Vahdettin'e de sahip çıkıyorlar netekim. Hamiledir ve oğluna Vahdettin Vatansever adını verecektir. Bir vatan hainini bir bebek üzerinden aklamak diye buna denir. Fıkra diye anlatırım ben bunu.

Bizden talebiniz, isteğiniz nedir sultanım diyor sunucu, sesi titreyerek. El sultan'ın cevabı hazır, buyuruyor: İstanbul'un yarısı dedem Abdülhamit Han'ın mülküdür. Onları geri istiyoruz naçizane. Mesela Galatasaray Adası en bilinen örnek diyor. Hay hay diyor sunucu. (arkanızdayız.) Ama tam burada ben araya girip sorabilir miyim; sayın dedeniz o mülkleri nasıl edinmişti? Benim bildiğim bir mesleği yoktu:)) Zaten sizin de malumunuz üzre dedeleriniz pek çalışmayı da sevmezdi.

Bu ülke sizin hiç bir dedenizin mülkü olamaz Nilhan Hanım. Gaspetmek başka bir şeydir, çalışıp haketmek başka. Böyle bir dünya kalmadı bu topraklarda artık. Ortaçağ da mı yaşamaktasınız siz hala.Ya da bizi aptal mı sanmaktasınız? Biz o günlere kanımızı dökerek son verdik, hatırlatalım. Gerekirse yine yaparız emin olunuz.

Kendileri "Nilhan Sultan" diye bir marka patenti de almış, duyuruyor. Sevinçle ekliyor ki bu isme artık itiraz hakkı süresi dolmuştur. Böyle biline ey ahali; Sultan benimdir. Sunucu burada rahat bir nefes alıyor, "Neyse ki" diyor, destekleyerek. Tek sorunu birinin itirazıymış meğer:))

Sultanımız zikrediyorlar: Yıllarca Osmanlı tarzını pazarlayan "sıradan insanlar" bu yüce ailenin üzerinden zengin olmuşlar. Artık sıra onlarınmış. Zenginlik asıl Onların hakkıymış. Bu yüzden bu marka ile ticaret yapacakmış artık hazret. Marka onun hakkıymış. Yerim senin markanı.

Ailesinin yutdışına beş parasız zorunlu göç ettirildiğini, ne acılar yaşadıklarını anlatıyor. Gözlerim doluyor. Halbuki daha bir kaç yıl önce televizyonda kendisinden daha yaşlı bir sultanın mektubunu okudular ki; elbisesine doldurduğu mücevherlerin ağırlığından yürüyemez bir halde kaçmış yurtdışına. Kendisi anlatmıştı bizzat. 

Sefaletlerinin nedeni neydi gerçekte. Ne diye yurtdışında bir iş, bir meslek sahibi olamadı hiçbiri. Yanlarında götürdükleri onca mala mülke paraya rağmen, bir küçücük dükkan dahi açamadılar. Onca parayı Nice'te bir saray kiralayarak harcayıp tüketmeyi tercih ettiler. Çalışmayı aşağılık gördüklerinden olabilir mi acaba? 

Ayrıca hatırlatmak isterim ki, yaptıkları onca hainliğe rağmen sonları Romanoflar gibi olmadıysa, bu; küçümsedikleri Türk insanının insafındandır. Çünkü aynı yıllarda Rusya'da bir Kraliyet ailesi kurşuna dizilerek yokedildi. Onlar hiçbir düşmanla -alenen- işbirliği yapmamışlarken üstelik. 

Oysa Vahdettin'in, İngiliz Büyükelçiliğine yazdığı yalvaryakar onursuz bir rica mektubu ile yurtdışına kaçışını planladığı tarihi bir gerçektir. Ardından Mustafa Kemal'e de yalvarıp, "haremimi ve hizmetçilerimi lütfen bana bahşediniz" diye yazan da aynı Vahdettin'di. Sen duruyorsan ben utanayım senin yerine ecdadından.

Tıpkı İngilizler gibi bizim de bir Kraliyet ailemiz olmalıymış. Bunda ne kötülük varmış ki?  
Bu millet İngiliz'den Yunan'dan değil en çok sizden zarar görmüştür. Nice evladını sizden ve sizin gibi işbirlikçi vatan hainlerinden kurtulmak için şehit verdi. Bugün o televizyona çıkıp konuşabiliyor olman bile anlamsız bir müsamahanın sonucudur. 

Bu ülkeyi sahipsiz mi sanıyorsunuz siz? Ya da etrafınızda gördüklerinizi ülkenin gerçek sahibi mi sanmıştınız. Biz varız ve buradayız. Vatanımızı asalak bir hanedanın mirasyedi torunlarına tekrar kaptırmayız. Boşuna heveslenmeyin.Ya onca yaptıklarınıza rağmen hala bir vatandaş olabildiğinize şükredip oturun oturduğunuz yerde ya da defolun gidin bu topraklardan.